Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mayıs 2010 Pazar

Ondan Uzakta



Away from Her / Ondan Uzakta

Oysa beni terk edebilirdin. Terk edip gidebilirdin...

2 Mayıs 2010 Pazar

Deli Deli Olma

-Nesi meşhurdur sizin köyün?
-İnsanları.


4 Nisan 2010 Pazar

Husi gabresine*

Uzak İhtimal


Küçükken pazar sabahları erken kalkıp çizgi film izlerdim, yataktan çıkmadan. Şimdi film izler oldum. Her şey değişti biliyorum. Ama neden değiştiğini anlayamadığım şeyler var ya, onlara deli oluyorum.
Bir gökkuşağının altından geçer gibi geçiyordu motorlar, köprünün altından. Dilekler tutuyordum ben de, denizin kenarından. İmkânsız olduğunu bile bile öyle dememek içindi belki, "uzak ihtimal" diye aklıma yazılan...

*Husi gabresine; Ermenice, umut yaşatır, insan umutla yaşar anlamında bir söz.

25 Aralık 2009 Cuma

Sevmek bir eylemdir


Ne zaman farkettik sessizliğe susadığımızı? Onca gürültü ve çatışma arasında, nerede olduğumuzu kaybettiğimizde ya da başkalarının doğrularına sarılıp, kendimize onların gözlerinden bakmaya başladığımızda mı? Kör, sağır, dilsiz yaşayan, koca bir kalabalığın arasında geçip giderken günler, mecazın aslından daha vahim olduğunu ne zaman farkettik? Farketmedik mi yoksa? Eyvah...

27 Ekim 2009 Salı

Bir bavula kaldırılmış çocukluklar

Su başında çamaşır döverken, yaşamını yarılamış bir kadın gibiydi küçük kız. Her seferinde daha bir gayretle indirdiği sopayla, hayattan hıncını alıyordu sanki. Anlam veremediğim bir şekilde, yaşıtları bebek arabalarında gezdirilirken buralarda; o, hiç oynamadığı, hatta adını bile duymadığı barbie bebekler yerine, küçük kardeşini yediriyor, giydiriyordu. Utangaç bir gülümsemenin kapladığı yüzü ve onu çevreleyen dağınık saçları eşlik ediyordu, her zamanki suskunluğuna. Kalabalıklaştıkça artan yokluğun ortasında, yapayalnızdı.
Evin taş zeminine uzanmış ders çalışan, bir türlü kapanmayan sınıf kapısının arasına kağıt sıkıştıran, söyleneni anlamayan ve bazen anlasa da dinlemeyen, öğrendiği birçok kelimenin gerçekte ne olduğunu bile bilmeyen çocuklar... İsimlerinin ne önemi var?
Seçmedikleri bir hayat için, gözden uzak bedel ödeyen, yoklama defterlerinde geçse de adları, hayatın defterinde hep yok yazılan, isimsiz çocuklar. Ne yazık ki hayal değil onlar.

1 Şubat 2009 Pazar

Pandora'nın kutusu

Beynimizin çekmecelerine özenle saklanmış düşünceler, hiç beklenmedik bir anda ortaya dökülebilir bir gün. Sınırları belirleyen çizgileri bir fırtına yerle bir edebilir. Sona saklanmış cümleler söylenmeye başladığı an, başlangıcı mıdır fırtınanın, yoksa bitişi mi? Söylenenlerle başlayan tartışma mıdır, yoksa o ana kadar içimize hapsolmuş, sessiz sessiz binlerce kez tekrar edilse de, açıkça dile getirilemeyen o cümlelerin yaşattığı mıdır fırtınadan kasıt?
Bir araba, üç kardeş, üç farklı yaşam. Her biri, hayatın başka bir ucunda. Ortak doğruları yok. Ben yaptım sonuca ulaştım, sen de aynı yoldan yürü demek de zaten çoğu zaman boşuna. Her birimizi kendi doğrusunu bulana kadar zorluyor sanki hayat. Yardım mı ediyor bize, yoksa oyun mu oynuyor bizimle, çözemiyorum ben.
Kendi doğrularımla izledim ben her karakteri. Kendimi onların yerine koyduğumda oldu, gördüklerimin bana başka şeyler anımsattığı da. Hayatın bir yerinde, belki biz de bulunduk o dağın yamacında. Ya da varmadık henüz, kimbilir?

Şubat/2009