Çift katlı otobüslerden birinin alt katında, başımı cama yaslamış etrafı izleyerek yol alıyorum. Cumartesi trafiği alabildiğine sarmış İstanbul'un dört bir yanını. Gidişin ters istikâmetine oturduğum koltukta, tam karşıma denk gelen arabanın arka koltuğunda, yaşlı bir kadın görüyorum. Kadının dudakları kıpır kıpır. Şarkı mı söylüyor, dua mı ediyor merak ediyorum. Omzuna yaslanmış genç bir kadın var sonra. Uyuyor mu ağlıyor mu çözemiyorum. Arabayı kullanan adam bunlardan habersiz mi, haberi var da önemsemiyor mu bilmiyorum. "Bugün cumartesi" diyorum kendi kendime, unuttuğum bir şeyi hatırlamak ister gibi. Cumartesilerin sadece tatil anlamına geldiği zamanları, ne kadar özlediğimi farkediyorum.
İstanbul'un sarılmış bir trafiği var ve bir çift katlıda, bir vapurda, bir trendeyse insan şehrin içinde, düşünecek bol vakti ve orda düşünüp bir ayrıntıyı yazıya dönüştürebiliyorsa insan İstanbul çok şey söyler bizlere, size söylediği gibi, İstanbul'u dinleyeceğimiz nice günlere...
Bazen soluklanmaya, bazen de biriktirdiklerimi anlatmak için soluk soluğa geliyorum bu sayfaya. Yazarken barışıyorum kendimle. Ve gerektiğinde, ardımda kalanlara yabancılaşıyorum. Birilerinin okuduğunu bilmek, kimi zaman utandırıyor beni. Kimi zaman da söylediklerimi cümle âlem duysun istiyorum, bir tellâl gibi. Harflerim ekranda anlamlı-anlamsız izler bırakıyor... Ve ben, tüm bu izleri seviyorum...
Tülay Şahin
Bu aralar okuyorum.
Öyle Miymiş? / Şule Gürbüz
Bu aralar izledim./Bale
La Corsaıre
Bu aralar izledim./Tiyatro
Tesir / SBR Tiyatro
Bu aralar izledim./Tiyatro
Grönholm Metodu / Ankara DT
Bu aralar izledim./Tiyatro
İkinci Bölüm / DT
Bu aralar izledim./Tiyatro
Cyrano / Şehir Tiyatroları
Koyverdun gittun bizi...
Elbette mümkün değil ama, her şey gönlünüzce olsun. Neden olmasın? Kazım KOYUNCU
İyi dilekler
Yüzüne bakıldığında neden hapşıramaz insanlar, bilmiyorum. Ama hapşırdığımda, "iyi yaşa" demeden çevremdekiler, bir alacağı tahsil eder gibi, gayet ciddi bir ifadeyle, "sen de gör" demekten mutlu oluyorum. Ve aynı anda yüzlerine yayılan, bazen mahcubiyetle karışık, bazen hınzır bir çocuğu andıran o gülücüğü görüp, onlara eşlik etmekten. Şu hayata inat, seviyorum iyi dilekleri ben.
O yüzden diyorum ki sana, güzel olsun her şey... hatta çok güzel olsun. Ama kötü de olsa yaşananlar, bıkma yine de anlatmaktan. Sen anlat ve her şey buhar olup uçsun.
Maviyi, yeşili, yaz akşam üzerlerini... İstanbul'u, Giresun'u ve deniz kenarlarını... dilediğimde yalnız kalabilecek kadar uzak, gerektiğinde, elimi uzatıp, kalabalığa karışacak kadar yakın; her ayrılıkta hüzünlenip, dönüşünde çocuklar gibi mutlu olduğum bu şehirde yaşamayı... kitapları, dostları, içten gülümseyen insanları... müzik dinlemeyi, umut etmeyi, insanları sevindirmeyi... hayâl kurmayı, mektupları, yolculukları... hatta, hatta yalnızlığımı...
1 yorum:
İstanbul'un sarılmış bir trafiği var ve bir çift katlıda, bir vapurda, bir trendeyse insan şehrin içinde, düşünecek bol vakti ve orda düşünüp bir ayrıntıyı yazıya dönüştürebiliyorsa insan İstanbul çok şey söyler bizlere, size söylediği gibi, İstanbul'u dinleyeceğimiz nice günlere...
Yorum Gönder