5 Temmuz 2007 Perşembe

Pazar(lık)...

“Bugün pazar,
bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.”


Vapurdayım. Serin serin esiyor rüzgar. Kuşlar uçuşuyor, insanlar dolanıyor sahil boyu. Uzaktan bir gemi, üstümden, çeşitli şekillere büründürdüğüm bulut kümeleri geçiyor. Hayat akıyor. Ben kıyısında da dursam, içinde de olsam akıyor işte.
Kapanan kapının ardındaki yolcuların, geç kalmalarına hayıflanan bakışları altında, uzaklaşıyoruz iskeleden. Yanından geçtiğimiz mendirek, denizin ortasında olma isteği uyandırıyor insanda. Ayakların denize değerek oturmak... "Nedir bu halin?" diye de sormak istiyorum kendime. Küçükken, giymeyi sevmediğim giysileri, bilerek kirletip değişmeye gittiğimde, bana sorulan şekliyle hem de. “Nedir bu halin?”
İzlediğim bir savaş filmini anımsadım birden. Karşı tarafın sınırlarında, tek başına kurtulma mücadelesi veren bir adam, ardına takılmış onlarca askerden kaçmak için, çamur ve cesetlerle dolu bir çukurda, kendini kamufle ediyordu. Ama görüntü tarif edemeyeceğim kadar berbattı. İzlerken elini burnuna götürür insan, kokuyu duyuyormuşçasına. Üçüncü bir alternatifin olmadığında, insanüstü bir çaba sergileyebiliyorsun herhalde. Mecbursan yapıyorsun, salamıyorsun ruhunu öyle.
Yasladım başımı, uzaklara bakıyorum. Gökyüzü bulutlu, deniz durgun. Güzel olan, kıymetini bilmem gereken ne çok şey var kimbilir. Nefes alabilmenin mesela, sağlıklı olabilmenin.
Ya çocukken daha kolaydı yaşamak ya da büyümenin kurallarını öğrenemedim ben. Şimdi yaşayacağım hangi olay, ders çalışmak için oturduğum masadan, komşu teyzenin yüzüklü parmağıyla kapıya vuruşunun sesini duyarak kalkmak kadar, mutlu edebilir beni? Akabinde başlayan komşu muhabbeti esnasında, dışarı çıkmanın yolunu bulan çocuk kadar mutlu insan, var mıdır şu dünyada? Hayatımın hiçbir döneminde, cuma günlerini o kadar sevmiş miyimdir acaba? Bilmiyorum ki hep çocuk mu kalsaydık, yoksa biraz pazarlık mı yapsaydık hayatla?

Eylül/2007

0 yorum: