3 Nisan 2011 Pazar

Hata

Saatler sanki ileri alınmamış gibiydi o akşamüzeri. Yağmur, olay mahalinden hızla uzaklaşan suçlular gibi iniyordu kara bulutlardan, hiç durmadan. Öyle ki, kapı önündeki bakkala şemsiyesiz göndermiyordu komşu teyzeleri. İnsanlar, kendisini de bir ilkyaz âlâmeti saysalar da, bu bahar özleminden alınmış ve bu yüzden, erik ağacının bembeyaz çiçeklerine bu kadar hoyrat davranmış olabilirdi. Çiçeğin dökülen yapraklarıyla, silgi tozuyla dolu bir masaya benzemişti bahçe. Yazılmış, silinmiş, sonra tekrar yazılmış ama yine silinmiş bir şeylerin kalıntılarıyla dolu bir masaya. Ve yağmur, duygularını nasıl ifade edeceğini bilemediğinde, kime olduğu bir türlü bilinmeyen bir kızgınlıkla hareket eden insanlara.

3 yorum:

K.C.S. dedi ki...

Benzetmelerini seviyorum senin. Kalemine sağlık.

Newbahar dedi ki...

Evet yağmur!
Bahar yağmuru diyorlar ama baharı alt üst eden tonda yağıyor.
Bugün bende bakkala gidip gelene kadar sırıl sıklam oldum.

Dalların beyaz gelinliğini çıkaran yağmur...

Geçen beş yıl boyunca yağmur ve sise yeterince doymuştum Karadenizde.
Şimdi şehrime güneş doğsun istiyorum. O kahır dolu beş seneyi hatırlayıp efkar basıyor.

Bereket diyor büyükler...

göçebe dedi ki...

yazılarını okumayı seviyorum..
bir cümleye koca bir gökyüzünü sığdırabilmeni seviyorum mesela....
kendimi küçük bir çocuk edasıyla o gökyüzünde uçurtma uçururken bulabilme ihtimalini seviyorum:)