27 Mayıs 2011 Cuma

Posta kutusu

İnsanın yazdıklarını, adresine teslim edilememiş mektuplar gibi okuması ne tuhaf. Belki bu yüzden cümlelerine sesini katması; okunduğunda gülümsetebileceğini düşündüğü bir kelimenin yüzüne kondurduğu o muzip gülüşü, beyaz kağıdın bir köşesine tutturması sonra. Nefes alırken karşılaşma umuduyla, gözlerini saklaması virgülden sonraki boşluklara. Hem de okurken nefesini tutacağının hep hayâlini kurmuş, bu yüzden noktaları bile belli belirsiz kondurmuş olsa da kağıda.
Yazdıkça azalacağını sandığın şeyler, belki de bu yüzden azalmaz kimi zaman. Çünkü geri dönen mektup, sadece gönderdiğin mektup değildir hiçbir zaman. Umutların vardır içinde; hizası tutmamış satırlar, üzerinde oynanıp başka harfe dönüştürülmüş hatalar, nasıl hitap edeceğine bir türlü karar veremediğin için boş bırakılmış başlangıçlar vardır. Ve dahası, herkeslerden gizlediğin bir "sen" vardır içinde. Hepsi toplanıp dayanırlar kapına, postacı kılığında. Oysa o bile mahçuptur sana. Bilirsin, mektupla birlikte mahçubiyetini de bırakacaktır posta kutusuna.
Ama yine de yazmaktan vazgeçemez insan. Belki bir gün geri dönmez diye. Bir gün, gözünün sana hiç değmediğini sandığın bir insanın, aslında senden gözünü ayıramadığını öğrenmek gibi şaşırtarak gelir kapına; hem de dönüp bir kere bile bakmadan posta kutusuna.

11 yorum:

Syrakusa dedi ki...

Şu çaprazlamaların beni öldürüyor :)

beenmaya dedi ki...

şimdi buraya bir sürü şey yazmak isterken sana yine kendi cümlelerinle cevap vermek istedim;

"Herkes kapıyı çekip çıktıktan sonra, boş eve isimlerle seslenmek gibi burada yazmak; belki bir karşılık bulur diye."

Adsız dedi ki...

beklemeyi bilen insan, herşeyi elde edebilir.

A

Parpali dedi ki...

Syrakusa; acayip çalım atarım :)

Beenmaya; sen o bir sürü şeyi bana yine yaz, buradan olmasa da.

Adsız; ömür o kadar uzun mu ki? Değil.

Emrah Ateş dedi ki...

Bir gün, gözünün sana hiç değmediğini sandığın bir insanın, aslında senden gözünü ayıramadığını öğrenmek gibi şaşırtarak gelir kapına;

gelir mi gerçekten ?

Zıvanasız dedi ki...

Çok başarılı Parpali, tebrik ederim.

Parpali dedi ki...

Cano, sen sorunca kalıyorum öyle biliyorsun değil mi? Güzel olur her şey. Nasıl olur bilmiyorum ama, güzel olur be.

Zıvanasız; çok teşekkürler ;) (Bu arada, bloguna yorum yapmakta zorlanıyorum.)

Zıvanasız dedi ki...

Kendi bloğuma ben bile şifremle girip yorum yapamıyorum. Yeni moda oldu bu da.

Vladimir dedi ki...

Her okuduğuma yorum yapamıyorum ama izlediğim bloglar var. Bazen bana yapılan yorumlara bile yanıt yazmadığım oluyor. Ama yazdıklarının okunduğunu bilmek o sayfaya birilerinin gelip kısa da olsa bir vakit geöirdiğini bilmek farklı bir duygu.

Yazmaya ara verebilir insan, ya da hiç bırakmamasını öğrenebilir. Yarın ne olacağını kim bilebilir ki.

Bu arada Parpali, mim oyununa katılmak istersen, çocukluğuna dair ufak hatırlamaları paylaşmak istersen, "ben küşükken..." başlıklı mimi sana yolluyorum. Yazarsan bütün yazıların gibi keyif alarak okuyacağıma eminim.

Teşekkürler.

Parpali dedi ki...

Vladimir, blogla ilgili düşüncelerimiz aynı aslında. O yüzden ben de bir türlü yorumlara cevap yazmayı beceremedim. Hatta bu, çoğu zaman da yanlış anlaşıldı. Hayatımda hep olduğu gibi, insanlar beni "soğuk" buldu belki bu yüzden. Ama neyse...
Mim konusuna gelince, ben çok uzun zamandır mim yanıtlamıyorum. Beni anlayacağını umuyorum. Teşekkürler yine de ;)

aysema dedi ki...

Sen hep yaz Parpalim,
Zamansızlıktan ya da herhangi bir başka nedenle yorum yazamasak da okuyoruz, durup düşünüyoruz, nefeslenip gidiyoruz. Çok çok öpüyorum.