1 Kasım 2012 Perşembe

Kim bilir

Şimdi düşününce anlıyorum ki, o akşama dair anlatamayacağım tek şey gözleriydi. Ellerinden bahsedebilirdim mesela. Bir manzarayı resmedercesine küçük hareketlerle, anlattıklarına katkıda bulunan, ince, uzun ellerinden. Ya da umulmadık anlarda karşılaşılan dost sıcaklığıyla, içime mutluluk dolduran kelimelerinden. Şimdi sana garip gelecek belki ama, sanki bir kuşmuşum da, uzattığında gidip konuverecekmişim gibi, hep yakınımda duran kollarından hatta, o incecik dallara benzeyen. Ama gözleri...
Onları bir yerde unutmuş gibi oturuyordu çünkü yanımda. Yerine ne koymaya çalışırsa çalışsın olmuyordu, biliyordum. Benimse aklıma gelen bütün kelimeler, başkasına ait bir mektubu okuyormuşçasına heyecanlı ve utangaç yapıyordu beni. Bu yüzden bakamıyordum gözlerine. Bir dalgınlıkla dinliyormuş gibi yapıyordum söylediklerini. Sonra mevsim kışa dönüyordu sokaklarda. Ellerimi yanaklarımdan ayırmadığım yetmezmiş gibi, bir de çok uzun bir sessizliğe düşüyordum. Mutlaka sonbahar güneşi gibi bir bulut perdesinin ardından bakıyordu o akşam gözlerim. Mesela yağmur yağıyordu, ama ben farketmiyordum.

8 yorum:

temerrüt dedi ki...

ne güzel yazı,sıcacık.

Profösör dedi ki...

Bence farketmediğini farketmen kadar farkedişleri yazabilmenin edebiyatını duygularınla bezeyecek kadar farklı bir iç dünyan olduğunu herkese farkettiriyorsunuz.

laleninbahcesi dedi ki...

ülen Tülay, kelimeleri koşturuyorsun valla hem de dolu dizgin...Başkasına ait bir mektubu okurcasına utangaç ha!bu nasıl bir gözlemdir.

Öptüm seni

Must. dedi ki...

Tüm yağmurları fark ediyorum maalesef.

Aslısın dedi ki...

yine kalbime bir şeyler yaptın.

derin dedi ki...

bazen farkedememek ahh..

nil dedi ki...

parpalim sen bu yazıyı bana mı yazdın, evet de evet de :)))

Tanjan dedi ki...

Çok ince, nazik hislerle ifade bulmuş