5 Nisan 2010 Pazartesi

İsimsiz




Gündüzün sıcağına aldanıp, incecik giysilerle çıktığımda sokağa, akşamın serinliğiyle içimin titrediği günler yaşıyorum. Sohbetler ediyor, suskunluklar biriktiriyorum, loş ışıklar altında. Bir tarif etme çabası var içimde. Hissettiklerimi, hayallerimi, bilmediğim kentleri... İflah olmaz bir tanımlama hastayım ben. İşittiğim cümlelerin, ardı sıra dizdiğim kelimelerin bir anlamı olmalı. Bir anlamı olmalı yaşanan bunca şeyin. Yoksa ne önemi var, hayatımızdan gelip geçenlerin?
Uyku mahmurluğunu üzerinden atamamış biri gibi bakıyorum etrafa. Her şey çok karmaşık. Güzel rüyalar görüyordum az önce. Yemyeşil çimenler vardı, üzerine papatyaların serildiği. Çağıldayan bir dere, patika bir yol. Çocukken çizdiğim resimlerin içindeydim sanki. Sonra saat, isimsiz günlerden birine çaldı yine. Oysa çok erkendi daha, veda etmek için güzel düşlere.

Fotoğraf şuradan

2 yorum:

NiLaY dedi ki...

işte bu benim pazartesi sendromu modum :))

Onuncu Köyün Adamı dedi ki...

Bu hastalığın sadece bir beden hastalığı olması için neler vermezdim. Oysa incinen duygularıyla, hayalleri zayıflayan hatta yok olan bir ruhun hastalığının iyileşmesi ne kadar zor....