11 Ekim 2010 Pazartesi

Mühim değil

Tırnaklarımı nar çiçeği kırmızısına, göz kapaklarımı gece mavisine boyayan o eğlenceli gece, nedense, içimi dumandan hallice bir griye denk düşürdü. Şeffaf şemsiyelerin altında adımlanan sokaklar, ilk defa görülüyormuşçasına şaşkın bakışlarla süzülürken; ıslandıkça daha bir yorgun görününen kaldırım taşlarına, derdine ortak olunan bir dostmuş gibi, hassas davranılıyordu. Belki dilim kadar dolaşmıyordu ayaklarım birbirine. Ve belki, beni sadece yağmurdan değil; bildiğim-gördüğüm bütün kötü şeylerden koruyabileceğini sandığım için dört elle sarılmıştım, elimdeki şemsiyeye. Üstelik hava da esiyordu. Yani unutmak için gerekli her türlü imkân, benim için seferber olmuştu. Ama ne gariptir ki, insan unutmuyor içinde biriken anıları, öyle zamanlarda bile. O anıları neden unutması gerektiğini, hiç hatırlamazken hem de...

5 yorum:

aysema dedi ki...

Her yazını okudukça suskunlaşıyorum. Sadece seni sımsıkı kucaklamak istiyorum Sevgili Parpali'm...
Okuyorum, yorum yazamıyorum.
Sevgilerimle...

Syrakusa/Beter Böcek dedi ki...

o saatte yanıp sönen trafik ışıkları anılarının tek tanığı da oldu mu ?

aksilaz dedi ki...

İnsan aslında hiçbirşeyi unutmaz. Herşey bir iz bırakır.

laleninbahcesi dedi ki...

unutmaya çalışma unutulmaz yaparsın... bırak kendi haline...

beenmaya dedi ki...

nedir ki bu içimizdeki unutma hevesi sürekli unutmak diye bir şeyin olmadığını bile bile hem de...