13 Nisan 2010 Salı

Duvarlar

Tırtıklı bir duvarda, tebeşirin mecburi zikzaklarının oluşturduğu, çizgi çizgi birleştirilmiş bir cümleydi o. Elleri titremiş birinin, bir dua, bir dilek gibi, kendine rağmen yazıverdiği. O duvara takılı kalmıştı gözleri işte. İçinde anılar kıpırdanmıştı. Ve aklında onlarca hikâye. Ne aklının, ne kalbinin durulmasına fırsat bulamadan, karşısına dikiliverdi o soru. "İnsan niye savaşır kendiyle?" Neden en çok kendine kızar? Ve neden hiçbir yarası can acıtmamıştır bu kadar?
Dinlediği şarkıların sözlerine eşlik ederken, söylediklerine inanmak ister insan, çoğu zaman. Ve kendi eliyle açtığı yaralarından kalan tortular, böyle zamansız çıktığında karşısına, yutkunabilmek ister o zehrin acı tadını.
İşte bu yüzden, baharın daha da kalabalıklaştırdığı o sokakta, bir arabesk şarkı kıvamında da olsa, yaşanmışlıkların üzerine örttüğü o buruk gülümsemesi eşliğinde yine okur o cümleyi. Okur ve susar hemen ardından; kendi kendine konuşan insanların, kalabalıklar ortasındaki mahcubiyetiyle. Ve içinde yankılanmaya devam eder o cümle; "ne olur geri dönme!"

1 yorum:

Mehmet Osman Çağlar dedi ki...

Çünkü inanmak bir şeylere hep
gereksinimidir..şarkı sözlerine..
şiirlere..kitaplara.

Onlar da unuturken, belki de aradığı
eksik bir şeyleri, olmadı kendini
bulabilir.

Sevgilerimle