1 Ağustos 2008 Cuma

Nasıl bir ülke?

Bankalarda mevcut uzun kuyruklardan birini bekliyordum. Ne sevimsiz bir iş. Tatile çıkan arkadaşımın işlerini de üstlenmiş olduğumdan, sabırla, işinin zorluğunu anlayıp, ona da sabır dileyerek bekliyordum sırada. Bankanın sıra numarası veren şu makinesi, ne söylemek istediğini dolandıran bir anlatımla donatılmıştı. Sol kulağını, sağ eliyle gösteriyordu bu mantık. Bu vesileyle aldığım ilk numara yanlış bölümdendi. Ben tam da “Sıra ne çabuk bana geldi? Bu işte bir yanlışlık olmalı!” diye düşünürken, yanlışlığın bir tahmin değil, gerçek olduğunu öğrendim. En sonunda doğru seçenekten bir sıra numarası alarak başladım beklemeye. Yanıma bir hanım oturdu, yanındaki bey de ayakta bekliyordu. Oturduğumuz bankın karşısında, ilerleyen sıra numaralarını gösteren elektronik tabelalar vardı. Gişeler az ilerideydi. Bir numara yandı ve yanımdaki hanım, “245 buradaaa” diyerek yerinden kalktı. Öyle heyecanlı ve öyle mutluydu ki. Bir gülümseme yayıldı yüzüme. Kimse görmesin diye, yere indirdim bakışlarımı. Numaralara bakmak için başımı kaldırdığımda, gülümseyen bir beyle karşılaştı gözlerim. Sanırım aynı durumun o da farkına varmıştı.

Bu ülke öyle garip bir yer ki. En akılalmaz dalaveralar, üçkağıtçılıklar, en vicdana sığmaz, insafsız davranışlarda burada; en samimi, en içten olanlarda. Herşeyin en uç noktalara kadar vardırıldığı yaşam tarzları var. Hiçbir yerde, bir benzerimize daha rastlanamaz herhalde. Herşeyi kendimize benzetip, karşılaştığımız her yeni şeye, bizden birşeyler katarız nasılsa. Bozarız, değiştiririz ve istediğimiz şekile getiririz sonunda. Söyleye söyleye bir alışkanlık haline getirmeye çalışırlar hep, “Burası Türkiye” diye. Keşke artık iyiliklerin, kötülüklere galibiyet sağladığı bir yer olsa bu ülke…

Temmuz/2008

0 yorum: