15 Ağustos 2008 Cuma

Küskünüm kendime

Dünden beri bir küskünlük var içimde. Dizlerini kendine çekip oturmuş, kollarını dizleri üzerinde bağlamış, öylece bekler gibiyim hayatın kapısında. “Hadi kalk içeri gel” dese biri, omuz silkecek gibiyim. Savaş alanı gibi içim. Eksik ya da fazlasıyla bana ait olan her şey çarpışmakta. Artık ben bile bilmiyorum, kim, ne zaman icat etti bu kavgayı? Kim ne kadarına karıştı, kim bitirmek için uğraştı?

İçimde sonu gelmez bir savaş. Nasıl da yaralıyorum, bana iyi gelecek her şeyi. Belki de öldürüyorum kimini. Hem de karıncayı bile incitemeyen ben. Yağmalıyor, talan ediyorum içimin huzurlu iklimini. Fırtınalar, kasırgalar başlıyor, toza dumana karışıyor tüm mutlu haberler. Gölgeleniyor iyilikten yapılma kaleler. Güneşe çıkıyor, tazeleniyor, içimde kanayan yerler. Savaş alanı gibi içim. Öyle bir hüzün var ki nedensiz, damlalarını bile koyvermiyor gözlerim.

Kimbilir neden kaçıyorum yine. Aklıma gelen neyi örtbas etmek için yapıyorum bunları? Sınırları nerede bu yolların? Nereye varmak istiyorum ben ve nerede kesiliveriyor tamamlanmamış yollar? “Gel başla kaldığın yerden.” dese biri, kulaklarını tıkayıp, şarkı söylemeye başlayan çocuklar gibiyim karşısında. Böyle yaparak duymayacağım güya. Mantıkla uğraşmak istemiyorum. Mantıklı olmak da. Yanımda biri konuşuyor hararetle. Birşeyler anlatıyor işle ilgili. Ben ise bedenini uzaktan izleyen bir ruh gibi uzaklaşıyorum oradan. Ardımda kalıyor tüm konuşmalar.

Küskünüm… Ama kimseye değil küskünlüğüm, kendime. Konuşacak, anlatacak kelime yok. Benzetebileceğim bir durum yok. Neye benziyor kendine küsmek, henüz ifade edemiyorum. Hani beğenmediğimiz yiyecekler için, “saman gibi” deriz ya bazen. Sanki saman yemişiz gibi. Ama benzetiriz işte. Kendine küsmek de belki biraz öyle. Saman gibi yani, tadı-tuzu yok. Manasız bir hal. Bu hal de geçecek elbet, biliyorum. Ayağa kalkmak için bulursam mecal.

Ağustos/2008

0 yorum: