18 Ağustos 2009 Salı

Kahve falı

Üzeri, her an canlanıp masaya dökülecekmiş gibi duran, çiçeklerle bezeli fincanlar konuyor masaya. Bütün konuştuklarımızın ve söyleyemeyip yutkunduklarımızın üzerine geliyor kahveler. Yudum yudum içiyorum, rengi koyu olsa da, yüreğimi şeffaflaştırması niyetiyle. Bittiğinde, fincanı kapatıp içime, soğumasını bekliyorum hevesle.
Kırk yıllık hatırına ihtiyacım olmasa da, bir tatlı sözüyle gülümsetmesine hayır demeyeceğim. O yüzden, kahve telvesiyle çizilmiş kısa yollara çıkacağım; sonu aydınlık, ferah. İçim yine kuruntudan kararmış olacak belki ama şaşırmayacağım. Kuşlar haber getirecek, sevinçle kabul edeceğim. Bir şarkı saracak içimi belki. Hiç de huyum değilken, sakınmadan söyleyeceğim.
Bütün iyi niyetler, kahve fincanın elverdiğince söylenip tüketildiğinde, ne yolculukları, ne gelmesi muhtemel aşkı zaptedebilecek belleğim. Sadece o nedensiz mutluluk kalacak geriye. Bir küçücük fincandan, kelimelerle yayılacak ruhuma, mutluluk. Kelimelerin gücüne, yiine ben şaşıracağım en çok.

Ağustos/2009

1 yorum:

Zeugma dedi ki...

Bunu ben de yaparım 40 yılın başı da olsa..
Gönül sohbet ister, kahve bahane tarzı bir muhabbet sonrası kaçınılmazdır bu anlattıkların. Fal kelimesi inanmadığın bir şey olsa bile itiraz etmez, neşeyle dinlemeye koyulursun. Sonra alır eline o fincanı sen de gördüklerini bir şeylere benzetirsin karşı tarafın telve izlerini. Bir de çoğu tutmaz mı utar söylediklerinin? Şaşırtırsın arkadaşını üstüne üstlük ...
Hoştur bu..Dediğin gibi kelimelerin gücüdür :)