22 Ekim 2008 Çarşamba

Hassasiyet

Erkenden yattım dün akşam. Öyle yorgun hissediyordum ki kendimi. Keşke başımı yastığa koyar koymaz uyuyabilen biri olsaydım. Dolandı durdu düşünceler aklımın içinde. Ne oldu, ne olmadı, neye kızdım, ne sebeple güldüm, hepsini düşündüm birer birer. Giderek ağırlaştı üzerimdeki yorgunluk hissi. Gözlerimi kapadım. Başucumdaki duvarda asılı saatin sesini dinledim bir süre. Kirpiklerim uzun olsun istemişimdir hep. Uzun, kıvrık. Saatin tik taklarıyla açıp kapadım gözlerimi. Saatin o tok sesi, sanki kirpiklerimin birbirine değdiği zamanın seslendirmesi gibi. Tik-tak, tik-tak…

Uyuyakalmışım sonunda. Telefonun titreşimdeki mesaj sesini duyarak uyandım. Uykumun bu kadar hafif olmasından rahatsız oluyorum çoğu zaman. Kardeşim, kulağının dibinde top patlasa duymaz. Duysa da önemsemez, onu da rüyalarına katar; uyumaya devam eder. İnsanın, kalbinin hassasasiyet dengesini koruması gerektiği kadar, diğer organlarının da o dengesini tutturması gerekli. Çok duyarlı ve hassas olmamak gerek. Neyin, nereye kadar önemseneceğinin kararını iyi vermek gerek. Bir yerde, Adalet Bakanımız misali “Bana ne yaw” demeyi de bilmek gerek. Yoksa olmuyor, böyle yaşanmıyor…

Ekim/2008

0 yorum: