1 Aralık 2010 Çarşamba

Küpe

İncecik, nokta kadar zarif küpeleri vardı kadının; kısa saçlarını arkasına sakladığı küçük kulaklarında. Söyleyemediği cümlelerin sonuna hazırlanmış gibi, heyecanına yenik düşüp unutulmasın diye yanına almıştı sanki, nokta kadar kanaatkâr o küpeleri. Aynada baktı kendine, nereden tanıdığını bir türlü hatırlayamadığı o surete. "İşte bu sensin" diyecek hiçbir iz bulamadı yüzünde.
Gamzeleri olsun istemişti hep, küçük bir dere yatağı gibi, en ufacık gülümsemesinde beliriveren. Ve çağlayarak akan bir dereyi anımsatan kahkaha sesi. Oysa hiçbiri yoktu yüzünde. Bir gece yarısı sessiz sedasız terkedilmiş gibi hissetti kendini. Sessiz sedasız gitmişler ve hiç var olmamışçasına bütün izlerini silmişlerdi. Kadın, küpelerinden başka, ona ait hiçbir şey kalmadığını hissetti. Gözünde parıldayan birkaç damlayı saymazsa tabii...

2 yorum:

özlem dedi ki...

Kalemine sağlık canım.
izlerin habersiz gitmesi üzücü olmalı...

Profösör dedi ki...

"Etten kantar.. Altın tartar."