16 Kasım 2009 Pazartesi

Hayal/gerçek

Birkaç otobüs ve araba geçip, sessizliğe terkettiğinde o tanıdık caddeyi; kaldırımda birikmiş kuru yaprakların, adımlarımla hasbıhalini dinledim. O koca ağaçların, rüzgârla yayılıveren sakinleştirici müziğine kulak kabartmışken; uzaktan geçen ambulansın, siren sesiyle ürperdim. Homurdanıp duran iç sesimi dinleyerek yürüdüm sonra.
Geçen kuş sürülerini, yaprakları süpüren belediye işçilerini izledim. Yalnız yürüyen birini farkettiklerinde, erkeklerin ne kadar cüretkâr olabildiklerini gördüm. Ve yalnızlığın, hiçbir zaman, bir kelimeden ibaret olamadığı hayatları. Bizim dışımızda akan bir hayatın varlığını, bazen nasıl da unutuverdiğimize şaşırdım yeniden. Hâlâ şaşırabildiğime sevindim.
Ağlamaktan kızaran burnumu, kırmızı bir süngerle gizlemeyi; boyalarla resmedilmiş gülümseyen bir yüzde, gözlerimin buğusunu kaybetmeyi denemeliydim. Pollyanna olamamıştım hiç ama... belki palyaço olabilirdim?

Kasım/2009

1 yorum:

damdaki adam dedi ki...

Yaşama sevinci bu..