23 Ocak 2010 Cumartesi

Beyaz

Ağır ağır havada uçuşup duran kar taneleri, annemin özenle pencere önüne dizdiği çiçeklerin yapraklarında birikti. Sardunyalar pembe, kırmızı; yaprakları yeşil, beyaz. Kendimi başka zamanlara ait hissettiğimden belki, şımarıkça konuşuyorum kendi kendime. Banane inatlaşılmış zamanlardan, banane kışın ayazı, karın beyazından. Ama özlüyorum biliyorsun, artık bir düğme çevirişiyle ısınıyor olsa da odalar, hava ne zaman soğuk olsa bu kadar, çıtır çıtır yanan sobanın sıcağını.
Sabahın erken saatlerinde, kalkar kalmaz, sırtımı peteğe dayayıp kitabımı aldığımda elime; uyandığımda burnumu bile yorganın dışına çıkarmak istemediğim zamanları düşünüyorum. Aynanın karşısına geçiyor, saçımın yeni rengine bakıyorum. Saçımın renginden çok, hayatımda değişip dönüşenlere bakıyorum aslında.
Pencereye yanaşıyorum. Beyaza boyanmış sokaklara baktıkça gözlerim acıyor. Beyaz, yani gerçek. Acıyor gözlerim, İstanbul'un kara boyanmış gerçeğini gördükçe.

2 yorum:

Newbahar dedi ki...

Kar kimine sefa, kimine cefa...
Kimi sırf üşümek, karın beyazında yüzebilmek için uludağa çıkar, kimi karın sefaletine daha az katlanmak için evinden çıkamaz..
Nası bir düzendir bu. Bzi kara dair manzarayı resmederken dahi içimiz acırken, manzaranın kendisinde manzara olanların vurdumduymaz halleri daha çok can yakıyor.

Evet, yazın şenlik resmeden balkon çiçekleri artık karın altında. Sezon onlar için çoktan kapandı.

Onuncu Köyün Adamı dedi ki...

Umarım hayatta değişip dönüşenler hep güzele doğrudur..