6 Aralık 2009 Pazar

Ya dışındasındır çemberin...

Her şeyden, herkesten kaçıyorum bu aralar. En çok da kendimden, her ne kadar boşa olsa da bu çabalar. Tanımadığım kalabalıkların arasında bir yalnız olmayı, çare belleyip kendime, dün akşam ve bugün için tiyatro biletleri satın aldım, alelacele. Canım sıkkınken yaptığım şeyler pek içaçıcı olmayacaktı. Evde olmamalıydım. Sürekli düşünecek, yerli-yersiz ağlayacaktım. Hiçbir şey okuyamayacak, huzursuzlanıp duracaktım. Ve dahası, etrafımdaki herkesi de huzursuz edecektim bu arada.
Düşünmekten alıkoyamasa da, o kalabalık, bende bir utanma duygusu oluşturur ve ağlamaktan alıkoyardı belki. Yine de, her boş anımda düşünürken yakaladım kendimi. Ve cevabını bir türlü bulamadığım sorular sorarken. Hayat, benden ne istiyorsun sen?
Sevdiklerimin kimini alıp götürdün, kimini benden çok uzaklara savurdun. Bütün cümlelerimi teker teker sınayıp durdun. Bütün olmazlarımı zorlayıp, kurallarımı ihlâl etmeye teşvik ettin beni. Söylesene neden? Sence de yeterince yorulmadım mı artık? Yeterince üzülmedim mi?
Önce anneannemi aldın, sonra Kazım abiyi. Ölümü tattırdın en ağır haliyle. Sonra çocukluk arkadaşımı savurdun, ülkenin br köşesine. Kınası yakılırken de, sorunlarını dinlerken de ağladım ben. Eli kolu bağlı olmanın yakıcılığını hissettim içimde. Şimdi tutmuş, en yakın arkadaşımı, dostumu, ülke dışına gönderme plânları yapıyorsun. Yarım kalmak ne demek, öğreneyim istiyorsun galiba. Ben sana ne yaptım bu kadar, bir türlü anlayamadım hâlâ?
Bütün kalp çarpıntılarımda, hep diken üstünde oturttun beni. Hiç "ohh" diyemedim, yarından korkmayan herhangi biri gibi. Karşıma geçip, "daha ne yaşadın ki?" dediğini duyar gibiyim. Türk filmlerin kötü kahramanlarındansın sen, muhakkak. Pis bir sırıtışla, kurduğun tuzağa düşmemi bekliyorsun. Ben bu kadar ani değişimlerin altından, kalkabilecek miyim peki?
Bir yaşı daha ardımda bırakacağım birkaç gün sonra. Karşıma daha neler çıkaracaksın acaba? Evet, doğum günüm yaklaşıyor yine.
Çocukken annemin kurduğu sofralardı, benim için doğum günleri. Beyaz, dantel bir örtünün üzerine dizilmiş, kurabiye, kısır, pasta, sarma dolu tabaklar. Ve illaki, yüze kondurulmuş emanet bir gülümsemeyle çektirilen, fotoğraflar.
Sonra, bir an önce geçmesini istediğim zamanlar oldular. Büyümek istiyordum çünkü. Aralık ayında doğan her çocuğun insafsız kaderiydi, annemin beni, inatla, aslında bir sonraki sene doğmuş sayıldığıma ikna etme girişimleri.
Zaman geçtikçe, benim için bir hesaplaşma gününe dönüştü, yaş devirleri. Ama her ne olursa olsun, o mumlar üflenmeli, güzel dilekler dilenmeliydi. Çaktırmadan daha özenli olurdum o gün, kendime. Sanki kimseye gerek kalmadan, ardımda kalan yılları unutturmak için, iltimas geçerdim, kaşıma gözüme.
Şimdi ilk defa bu kadar kayıtsız kalıyorum o güne, bir yaşı daha ardımda bırakacak olmama rağmen. Ben bu yıl öğrendim ki, "asla"ların ardına gizlenip, büyük cümleler kurmamalı insan. Gerçi emin değilim artık ya, öğrenmenin bile gerekliliğinden. Ve sanıyorum ki, doğru kabloyu kesebilmek için, bütün sorularımın cevaplarını bulmalıyım, cuma günü gelmeden...

5 yorum:

Zeugma dedi ki...

Canım, bu saydıkların ya da benzerleri hepimizin başına geliyor belirli aralıklarla.
İnsan bazen çok yoğun duygu selleri içinde geziyor, dokunsalar ağlayacak halde. Kimi zaman uzun sürebiliyor.
Buradaki ruh halinden yakın zaman içinde seni üzen pek çok şeyin üst üste gelmiş olmasını anlıyorum.
Fakat yalnız kalıp daha kötü olmamak için bulduğun çözüm ve en sonda bahsettiğin şey umut verici.
Kendini çok fazla dinlemeyip geçmişten mümkün olduğunca uzak durmalısın.
Ve bir de çok daha kötü şeyler yaşayanların var olduğunu aklına getir arada.
Aslında mutlu olunacak o kadar çok şey var ki hayatta..

Bütün sorularının cevaplarını bulman ve mutluluğun senden bir daha hiç ayrılmaması dileğimle...
Sevgiler...

Ayşe dedi ki...

sevgili parpali,
zaman zaman kendimi yalnız ve umutsuz hissettiğimde kullandığım küçük bir kaç kartım var... açar onları okurum... senin için bir kart çektim bak ne çıktı :

''Değiştirebileceğim şeyleri yapabilmem için KUVVET,
Değiştiremiyeceğim şeyleri kabul edebilmem için sabır, GÜZELLİK,
İkisi arasındaki farkı anlamam için, AKIL ve HİKMET dilerim.''

yeni yaşın kutlu, umudun bol olsun.
unutma ki yalnız değilsin tüm evren seninle :)))
sevgilerimle.

laleninbahcesi.blogspot.com dedi ki...

Tülaycım, hepten gidenler için dua edebiliriz yalnızca. Ama arkadaşların yeni yaşamlarında mutlu olurlar inşalah. Sende mutluluğu seç lütfen. Yeni yılla birlikte gelen yeni yaşın umutlarla , sürprizlerle gelsin sanaç

Not. Eşim tam 31 aralık günü doğmuş. O yüzden de yeni yıl tarih olmuş doğum tarihi, bir ocak yani. Ama O her yaşı sorulduğunda bir önceki yılı söyler inatla.

buraneros dedi ki...

''Mutluluk her günün içinde saklanmış ve gün boyu öncül ve artcılarıyla devam eden bir devrim halidir, hem de sürekli bir devrim...''

İçinde yukarıdaki cümlenin de olduğu bir mim yazısı yazmıştım. Mutlu Mutlu Mutluluk Yazdım başlıklı.

yaşama farklı bir bakış, sorulara başka türlü cevaplar vermeyi sağlar mı bilmiyorum.


ben yinede linkini verim.:))

http://laparagas.blogspot.com/2009/03/mutlu-mutlu-mutluluk-yazdm.html

aysema dedi ki...

İyi ki doğdun Parpali, iyi ki seni tanıdım.

Aslında mutlu olman için pek çok nedenin var Sevgili Parpali. Şöyle geç aynanın karşısına ve o güzel yüzüne, sevgiyle bakan mavi gözlerine iyice bak ve düşün... Sonra da en içten haliyle gülümse kendine ve yaşama...

Gör bak , her şey ne kadar güzel olacak.

Ölümler için keşke yapabileceğimiz bir şey olsaydı, ama yok işte! Sevgiyle anmaktan, kabullenmekten başka çare yok...